TÜRKİYE’NİN OTOMOBİLİ

Kamil Hakki Tolunay

Rahmetli Annem’den ilk şiddet gördüğümde 8 yaşında idim. Sebep ne mi idi?
Otomobil…

Mintax diye bir deterjan vardı… Rambler marka station marka bir otomobil veriyordu… Hergün 10 defa anons yayınlanıyordu radyo reklamlarında.
“Mintax kutularındaki kartları bul. Dördünü tamamla Rambler aile arabası seni olsun… Annem farkında bile değil. Ben kutudan kartları alıp biriktiriyor, Rambler’in benim olacağını söylüyordum. Babam iki yıl önce geçirdiğimiz kazada köprücük kemiğini kırmış, serbest avukatlığı bırakmıştı. Tekrar devlet memuru olabilmek için mecburi hizmetle, Mardin’e Savcı olarak atanmıştı. Ben yatılı okulda okuyordum. Tatillerde eve çıkıp, Annem ve haminnemle (Hanımnine-Annemin babaannesi) vakit geçiriyordum.
Yine bir akşam sobanın ısıttığı odada, elimdeki kartları yere yayıp, bir taraftan da kendi kendime konuşuyordum.

“Bir kart kaldı… Rambler benim olacak.”
Annem beni duyunca, “Ben o arabayı satıp, ev alacağım bize” demez mi… Sanki dört kartı da bulmuş da otomobil bize çıkmış gibi paylaşamıyoruz. Ben çiğlık kıyamet bağırmaya başladım.
“Olmaz… Vermem… O benim arabam… Alamazsın… Satamazsın…”
Annem sus diyor… Ben dinlemiyorum. Bağırmalarıma, bir de ortalığı velveleye veren ağlamalarım karıştı. Dayanamadı… Yakınında duran sobanın maşasını, bana fırlatıverdi. O duvara doğru fırlattı. Ama, ben kaçacağım diye, yanlışlıkla maşanın üzerine gidince elimin bileğe yakın üstüne doğru saplandı…
İşte, ilk kanım bir otomobil sevdası için akmıştı.

Oysa annem otomobilleri ne kadar sevdiğimi biliyordu. Daha 4 yaşında birlikte çarşıya çıktığımızda, hep otomobillerle ilgilenir, eve dönünce de, paket kağıtlarının üzerine yolda gördüğüm, Caddillac, Chevrolet ve Desoto’ları çizerdim. Hala ananemin eşyaları arasından okulda yaptığım resim defterleri ve onların arasından otomobil resimlerimin kağıt parçaları düşerdi.

Ve… Daha da önemlisi. O geceden bir yıl önce, 1961’de, Hürriyet gazetesinde, Turk mühendislerinin yaptığı “Devrim” otomobilinin üretilmeyeceğini okuduğumda, hüngür hüngür ağladığımı biliyordu.
“Nasıl olur anne… Araba çalışmamışta Celal Bayar nasıl binip de Anıt Kabir’e gitmiş… Yalan yazıyor bunlar… Üretilecek işte… Üretilecek.”
Çocuk aklım olayı kavrayamıyordu. Oysa iki araç üretilmişti gece gündüz çalışarak. Biri tamamlanmış, Diğeri Eskişehir’deki üretildiği lokomotif fabrikasından trende tamamlanmak üzere bindirilmiş. Işlemler sırasında yangın çıkar korkusu ile benzini boşaltılmıştı…

Ama sonuç değişmedi. Bir el o otomobilin üretilmesini engelledi.
Devrim bir müze şaheseri olarak kaldı.
Sonra “ANADOL”… Varsın kaportasını keçiler yesin… Varsın motoru Ford olsun… Benim için Türkiye’nin ilk seri üretim yerli otomobili idi.
Rahmetli Vehbi Koç Beyefendi için de öyle idi. Bindiği zırhlı Ford Taunus için:
“Anadol’umu getirin veya Anadolumu hazırlayın” derdi.

Otomobil sevgisi böyle bir aşktır.
Bazı dangalakların bunu anlaması da zordur.
Babasının arazisini otomobil markasına satarken, kapağı markaya atıp. Birkaç yıl sonra genel müdürün bunu kapıya koyduğundan bu yana, Türkiye’de otomobilde yapılan her güzel şeye çemkirir.

Buraya nereden geldik.
Türkiye’nin otomobili TOOG tanıtıldı, Aralık sonunda. Ben İnsanlar, merak edenler, bilgilensin diye FaceBook hesabımdan bilgi vermeye çalışıyorum. Devamlı muhalif, güya sorularla beni ters köşeye yatıracak. Biz bile tam bilgiyi alamamışken bir taraftan iş yapmaya çalışıyor, bilgi de aktarmaya çalışıyoruz. Baktı cevap bulamıyor. Kendi köşesinden yazdı.
Otomotiv basını hariç herkes işini yapıyormuş. Yönlendiriliyormuşuz. Yerleştirildikleri kanallarda boş ahkam kesiyorlarmış. Bir de bu adam beni 20 yıldır tanıyor. Hiçbir dönemde, siyasi bir tavır koymadım. Dergiyi siyasallaştırmadım. Otomobilin de siyasi bir meta olduğunu düşünmüyorum. Üstelik de benim Atatürk hayranı ve demokrasi aşığı olduğumu biliyor.

Şimdi düşünüyorum da, bu kafayla gittiği için işinde kovuldu diyorum.
Bir sorusuna yanıt vermek istiyorum kendi tahminlerimle. Muhtemelen bu işin başında olan iş adamları da bunu düşünmüşlerdir. Düşünmedilerse de bir fikirdir.
Arkadaşın sorusu şu: Neden Bursa. Yozgat, Nevşehir dememiş ama, neden daha yakın olan Balıkesir, Kütahya, Uşak veya Afyon ev sahibi olamıyormuş.
Işi bilmediği buradan belli. Ya da babasının burada otomotive uygun arazileri var.
Bir kere Fabrika Bursa değil Gemlik’e kurulacak. Bir otomobil fabrikası, denize ne kadar yakınsa, o kadar avantajlı. Yıllarca önce yanlış hatırlamıyorsam, Tofaş CEO’su iken liman yapmak üzere bu araziyi Sn. Ali Pandır istemişti. Burayı otomotivin ihraç Limanı yapmayı düşünüyordu. Çünkü ne Gemlik, ne de Mudanya Limanları ihracat için yeterli değil. Eminim ki, burada fabrika duvarları çıkmadan önce liman bitmiş, ihracat kapısı açılmış olur.

İşleri zor biliyorum.
Nereden mi? 30 yıldır tek başıma karşımdaki devlere göğüs geriyorum. Iki ay sonra derginiz OTOMOBİL MAGAZİN’in 30. yıl sayısı. Bu nedenle biliyorum ki eleştiri ve engellemelerle karşılaşacaklardır. Arkalarındaki desteklere rağmen.
Ama, eminim, TÜRKİYE’NİN OTOMOBİLİ bu kez beni ağlatmayacak…

Mutlu, sağlıklı, başarılı bir yıl dileklerimle…