ANATOLIAN RALLY VE… AZ NOSTALJİ

Kamil Hakki Tolunay

Adıyaman Kahta Havaalanına indik. Bir Midibüs ile epey bir yol aldıktan sonra, Nemrut’un tepesine çıkan yol üstünde Karadut köyünde tek kat üzerine yayılmış bir otele yerleştik. Tepedeki Heykellere 6-7 km mesafede bir otel. Daha çocukken ilk kez gittiğimde, ortaokul öğrencisi idim. Babam Mardin Kızıltepe’de Savcı idi. Tüm çocukluğumun yaz tatillerinde olduğu gibi, adli tatillerinde “Sana tarihi coğrafyayı canlı öğretelim. Hadi bakalım gelecek yılın ders kitaplarını al yanına. Gidiyoruz” der; beni ve annemi, hala garajda sakladığım, 1949 Model Ford’umuza bindirir, yola çıkartırdı. “Büyüdüğün zaman Yurt dışına gitmek isteyeceksin. Ama önce Ülkenin, Türkiye’nin her karışını gezmelisin, coğrafi özelliklerini, tarihi dokusunu öğrenmelisin” demişti. Iste bu seyahatlerde öğrendim pek çok şeyi. Daha 10 yaşındayken Afyon’dan geçerken, tarlada gördüm üzeri çizilerek, içinden afyonu alınmış, Haşhaş toplarını. Yine Ege’de bir tarladan babamın koparttığı, Yemyeşil, nohutun, bezelyeye benzer bir bitki olduğunu. Ayçiçeğinin, 50 santim çapındaki kafasından çitledim, eğlenceliği. Ya da Karadeniz gezisinde yol kenarından topladığımız fındığı kırdım. Bugün genel kültür olarak aklımda kalan tüm tarih bilgilerim, bu gezilerden kalanlardır. Ben de çocuklarıma aynı gezileri yaptırmaya çalışıyorum. Her ne kadar şimdi şartlar daha zor olsa da. Örneğin, çok pahalı bir yakıt satın alıyor olsak da. siz de çocuklarınıza bunu canlı yaşatın.
O zaman otel, motel, pansiyon pek yok. 60’lı yıllar. Bu yüzden özel olarak, Unkapanı IMÇ’de diktirdiği tahta direkli branda kumaşından neredeyse bagajın yarısını dolduran çadır ve tenekeden yapılmış buzluğu almayı da ihmal etmezdi. O yıllarda bırak buzdolabını çoğu yerde elektrik yoktu. Bir örnek vereyim. Marmara adasında, elektrik belediye tarafından sağlanır, gece saat ona kadar jeneratörle verilen elektrik, 22.00 sonrasında, gaz lambasına bırakırdı yerini. Kısacası bulduğumuz yerde motel ya da pansiyonda kalır. Yoksa çadır kurardık. Antalya gibi turistik bölgelerde, campingler vardı.
Işte, böyle bir mantıkla gezdim Türkiye”nin her karışını.
Nemrut’a dönersek, Yazının başında anlattığım Anatolian Rally’ nin Nemrut ayağına gittiğimde, 5. seferimdi. Kaldığımız EUPHRAT yani FIRAT adlı bu oteli geçmiş gelişlerimden hatırlamıyorum. Yenileme geçirmiş bu oteli Nemrut’a çıkmak için tercih etmek yanlış olmaz. Çocukken geldiğimde hangi yönden çıktığımı hatırlamıyorum. Ama biryerlere kadar traktörle saatlerce yol alıp, sonra eşek sırtında devam ettiğimizi hatırlıyorum. Tarihi değeri boşver orada, o kafaların orada olduğunu babamın nasıl bildiğini hep merak etmişimdir.
Işte bu mezbelelik, bir kafeterya ile taçlandırılıp, geldiğiniz araçları yukarı bırakmayan, bir sistemle, bir yere kadar, minibüsle taşınıp, sonra 600 metre kadar, heykellerin yanına tırmanıyorsunuz.
Yarışın servis alanı araçların yukarı bırakılmadığı, otoparka yerleştirilmişti. Tarihin burnunun dibine. Hem bizimkiler, hem de yurt dişından gelen sporcular, kolayca gezdiler. Kültür bakanlığının desteğiyle.
Seyyar tuvaletini TIR’la taşıyan organizasyona, destek gelirken, bolca suya ihtiyacı olan sisteme yerel belediyelerden bazıları söz verdikleri halde tankerle su yollamayarak, köstek de oldular. Merak edenler Nemrut kafeterye’nın işletmecisine sorsunlar, kimin köstek olduğunu.
Sonra, Mardin, sonra da, Urfa… Bu yılın favorisi “GÖBEKLI TEPE”. Yurt dışından gelen televizyon ve gazeteciler, sporcuların yanısıra, ülkelerinde, Türkiye’nin bu güzelliklerinden söz edecekler.
Bir spor karşılaşması yanısıra, Türkiye’yi tanıtmak için güzel bir araç.
Tipki WRC Marmaris gibi.
Eline Sağlık Burak Büyükpinar, Eline sağlık Orhan Çelen. Ve… Onları kimi profesyonel, kimi amatörce desteğe gelen 500 kişiye varan destek ekibi.

Mutlu bir ay dileklerimle…