TAM 30 YIL OLDU…

PAYLAŞ
Hakki Tolunay

OTOMOBİL MAGAZİN DERGİMİZ, MART 2020 ayı sayısı yani bu sayı itibariyle, 30, yaşına bastı…

Biliyorsunuz, hiçbir güçlü basın kuruluşunun gücünü arkamıza almadan, 30 yıl sanki bir savaş vererek ayakta kaldık.

Zaman zaman Cervantes’in “DON QUISCHOT”u gibi, bir sevda için, Yeldeğirmenleri ile döğüştük. Bazen de, uşağı CHANZO PANZA gibi niçin bu yolda, yürüdüğümüzü sorguladık.

Tek bir sebebi vardı.
Otomobil aşkımız…
Onun için 30 yıldır, bu sevda uğruna savaşıyoruz. Bu uğurda şimdi bir yayında yönetici, ya da kendi dergisinin sahibi, pek çok savaşçı da yetiştirdik.
OTOMOBİL Magazin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk periyodik aralıksız ve uzun soluklu aylık dergisi. Böyle bir “İLK” olma ünvanı zaten çok şeyi kanıtlar.
30 yıl 360 sayı süresince OTOMOBİL Magazin, otomobil yayıncılığında başka pek çok ilke de imza attık.

Türkiye’de daha fuar anlayışı yok iken, İnterteks’in kurucusu ve sahibi Hüseyin Avunduk Bey’in Hilton otelinin yanında açtığı ilk otomobil fuarı ile yaşıttır dergimiz. Sergilenecek otomobil yoktu o yıllarda. Hüseyin Bey’in klasik otomobil kolleksiyonu ile Renault’un 12 ve Tofaş’ın kuş serisi otomobillerini sergilerken OTOMOBİL Magazin hiçbir marka tarafından davet edilmeden, yurt dışı fuarlarına giden, İlk dergidir.

Bologna MOTOR SHOW 1989. İlk yurtdışı lansmanları, BMW 316’nın kasa değişikliği, yıl 1988 ilk testler, İlk F1, yıl 1988, İtalya Grand Prix’I. İmola Pisti. Dünya Ralli Şampiyonalarına giden ilk dergidir.

1988 Monte-Carlo Rallisi… Dünyaca ünlü yarışçılarla özel röportajlar. Ari Vatanen, Aytron Senna, Alain Prost, 1988’den başlayarak. Türkiye’nin ilk otomobil tarihi ansiklopedisi gibi bir özel yayın, yıl 1991.

1988 sizi şaşırtmasın. O zaman derginin yaşı 31 olmalı. Ama, elbette bir hazırlık dönemi var. Bugün karar verdik, yarın, yayın hayatına başlamıyor ya bir dergi.
Bunlar, ilklerden bazıları. Bunları bazı anektodlarla süsleyerek siz OTOMOBİL Magazin okurlarına aktarmak istedim. Bunların bazıları benim de anılarım. Çünkü bu anılar, 30 yılın da anıları.

Pekçok ilke imza attık otomobil dergiciliği konusunda dedim ya, OTOMOBİL Magazin dergisinde… Derginin kendisi bir ilktir zaten…
Sn. Güneri Civaoğlu’nun, yayınevi Marina Yayıncılık’ı yönetiyorum Genel Yayın Yönetmeni olarak. Türkiye Yacht dergisi’ni çıkartıyoruz. Bu da bir ilktir aslında. Hanımlara yönelik bir Astroloji Burç Dergimiz var. Yine Türkiye’nin ilklerinden. Ama bunlar tabii ki konumuz dışı. Benim ilklerim denilebilir. Bir de Gelişim Spor kapanmış, Fatih Altaylı hariç bütün ekibini almışız, bomba gibi bir spor dergisi çıkartıyoruz.

Güneri Bey’e diyorum ki: “ Efendim, bir de Otomobil dergisi çıkartalım.”
Güneri Bey isteksiz. “Kardeşim bak kaç tane dergi çıkartıyorsun. Para kazanıyorsun. Şimdi böyle bir dergi çıkartıp, bütün parayı buna yatırıp.zarar etmenin ne alemi var.” bir türlü ikne edemiyorum. Satacak bu dergi. İlan da alacak. Ama, Güneri bey ikna olmuyor.
Bu arada ben gizli gizli dergi üzerinde çalışıyorum. Sevgili Can Ünlü, o sıralar Co pilotluğu bırakmış, kendine bir şirket kurmuş, video ile uğraşıyor. Çoğaltıyor, yayınlıyor, satıyor. En ilgi çekenler de, Ralliler, otomobil kasetleri, yarış kazaları ile ilgili ilginç enstanteneler. Bu arada dikkatimi çekiyor. Filmlerin sunum metinlerini de kendisi yazıyor. Son derece de başarılı. Can”a bu sevdamdan bahsediyorum. Garantisi olmadığını da söylüyorum. Maaş yok, gelecek yok. Ama bir dergi umudumuz var. Yeter ki Güneri Bey Kabul etsin.

İşte Can’la böyle uğraşırken, gecenin saat 10.00 unda Renç Koçibey uğruyor yanımıza. Sohbet, şaka, saati 11.30 yapıyoruz. Renç bize eski rally anılarını anlatıyor. Gülüşüyoruz. Benim ofisim Levent’te bir villanın en üst katındaydı. Güneri Bey de geç saatlere kadar çalışır, yazısı baskıdan gelip gazetede görünceye kadar, ofisten çıkmazdı. Gülüşmelerimizi duymuş, üşenmeyip bir kat yukarı çıkmış kapıda bize bakıyordu. Renç’le Can’ı tanıştırdım. “Hala mı bu otomobil sevdası” dedi Güneri Bey. Hadi gelin de benim odada devam edelim. Hem de misafirlerine birer içki ikram et.

İndik, sohbet devam ediyor. Renç anılarını anlatıyor. Arada bir Can’la birlikte Türkiye’nin böyle bir dergiye ihtiyacı olduğunu, birgün birinin çıkartacağını anlatıyor, “Geç olmadan bu işi ilk siz yapmalısınız. Üstelik elinizin altında da böyle bir adam var, zaten ekibi de kurmuş.”

Güneri Bey ilerleyen saatler içerisinde, Renç’in anlattığı rally anılarından etkilenmişti. Renç o kadar güzel süslüyor, öyle etkili anlatıyordu ki, hikaye gibi dinliyorduk.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Güneri Bey müjdeli kararı açıkladı:
“Renç kardeşim, sen bu anıları yazacaksan, Can sen dergide çalışacaksan, Hadi Hakkıcığım dergin hayırlı olsun.”
İnanın birlikte çalıştığımız yıllarda Güneri Bey Türkiye Yacht için “benim dergim” dedi . Otomobil Magazin için de “senin dergin” dedi.

Dergi çıkmaya başladıktan kısa bir süre sonra satmaya, reklam almaya, para kazanmaya başladı. 6. Ayda tirajı 10.000’in üzerine oturmuştu. En büyük tirajını da İnterteks’te fuar düzenlendiği yıllarda, basın sponsor olarak, OTOMOBİLMagazin’in hediyesi olarak dağıttığı, herkese bir fuar davetiyesi kampanyasıyla, 19400 olarak bir ilk daha yaptı.
O dönemin Türkiye’de üretilen otomobillerini, Tofaş’ın kuş serisini, Renault’un 11’ini ilk kez biz testlere aldık… İlk test pilotumuz tabii ki Renç Koçibey idi. Aynı zamanda Can’dan da sonra yazı işleri müdürlüğüne devam eden sonraların Ford’un Genel Müdür yardımcısı olan Yalçın Arsan’dı. Ondan sonra da Hırant Kasapoğlu devir aldı ondan… ilk testi de Renault Concorde idi…
Testlerimizi, o dönemde rallilere birlikte gittiğim Hızır Gürel’in Genel Müdür yardımcılığı yaptığı Bosch’un Topkapı’daki dinamometresinde gerçekleştiriyorduk.
Bir testler sırasında Siyah bir Kartal test ediyoruz. Yol testlerini yapıp, fotoğraflarını çektikten sonra, Bosch’a gittik. Dinamometre’de işimiz bittikten sonra, Hızır bizi yemeğe davet etti. Otomobili dışarıdaki otoparka park ettik. Yemek yedik, kahvelerimizi içtik. Hızır’a veda edip, otomobilimizin yanına geldik. Renç kapıyı açtı, içine bindik. Kontak anahtarını sokmaya çalışıyor. Halledemedi, sunturlu bir küfür salladı Paşam. “Paşam in arabadan çabuk. Bizi hırsız sanacaklar.” dedi telaşla. “Bizim araba değil bu. Torpidoda gözlüğüm olacaktı”. Hemen indik, kilitledik, dört araç sağda kendi otomobilimize bindik. Kısacası, kapıları açıyordu da anahtar, kontağı çevirmiyordu. Böyle otomobillerden bugünün son teknoloji, kimisi hybrid, kimisi elektrikli, artık küçük motorlu, turbolu, yüksek performanslı otomobillerine geldik.

Oysa bu yaşadıklarımın hepsi dün gibi.
İlk Otomobil fuarımıza katıldık. Fuar da ilkti o sıra… Fuarın en büyük katılımcılarından biri de Tofaş-Fiat. Fuarın ilk günü, açılışa Koç Holding Başkanı, iş adamlarının duayeni rahmetli Sayın Vehbi Koç da gelmişti… Dergi çıkalı henüz birkaç ay olmuş… Standımıza gelen Vehbi bey eline aldı dergiyi, Can Ünlü o zamanki Yazı İşleri Müdürü. Anlatıyor Vehbi Bey’e…

“Mal belli eder kendini, sen anlatma ” diyor Vehbi bey… “Ben evde incelerim sonra.” OTOMOBİL Magazin dergisini alıp şoförüne uzatıyor, başka bir standa yöneliyor.

Sanki 30yıl once değil. Hepsi dün gibi… Türkiye’yi yedik yuttuk ya… İlk yurt dışı rallisini izlemeye gidiyorum OTOMOBİL Magazin Dergisi adına. Monte-Carlo Rallisi. Ralliyi takip etmek için Otomobil kiralayacağım depozito veya kredi kartı istiyorlar. O dönemde daha yurt dışında geçen kredi kartı yok Türkiye’de. 1200 Mark da para var yanımda. Bütün parayı depozit olarak bırakırsam, kiralayabiliyorum. Ama, yaşayacak param kalmıyor. “Ben size sonra uğrarım” deyip, çıkıyorum kiralama şirketinden. Düşüne düşüne yürürken, bakıyorum herkes mobylette ve scooter’a biniyor. “Kiralayayım” diyorum.

Aylardan Ocak sonu. Motor kiralama yerinde bir Sudan’lı çalışıyor. “Nerelisin?” diyor. “İstanbul” diyorum. “Oooo, Türk, Atatürk” diyor. “Müslim”… Patronunu arıyor bizim esmer Sudan’lı. “Bizden” diyor… Bembeyaz tenime şöyle bir bakıyorum… O devam ediyor. “Müslüman… Türk…” Patronu telefondan “Ver” demiş… 5 günlüğü 60 Frank’a kiralalıyorum Mobylette’i… 15 mark tutuyor. Hergün dağlara çıkıyorum. L’Oeseram, L’Escaren, toplanma etapları bitmiş. Artık bir Monaco’ya iniyor yarışçılar, sonra tekrar Alp’lerdeki etaplara çıkıyorlar. Ben bazen günde 300 km yapıyorum. Sabah 4’te yola çıkıyorum; gece 01.00 gibi dönüyorum.

O gece gözümü karartıp karlı etapları çekmek için Col de Turini’ye gideceğim; İtalya sınırındaki meşhur karlı kavşağa. Yarışın Basın müşaviri Pierre Berengier sordu: “Siz ne yaptınız otomobil işini.” Geldiğimde ona söylemiştim. “Birinin arabasına binmek için rica ederim” demiştim. Kimsenin almayacağını, ama birilerine soracağını söyledi. Soru üzerine “ben Mobylette kiraladım” deyince şaşırdı…. “Siz çılgınsınız” dedi. “Bunu bir Monaco’lu yapsa deli diye tımarhaneye koyarlar.” Sonra “Siz Türksünüz ama değil mi?” Sonra cevabımı beklemeden sürdürdü. Veee… Ben bunu yıllarca Emin Oktay’ın tarih kitaplarında yazılan bir abartı olarak düşünmüştüm… “Türk gibi kuvvetli sözünü bir kez daha yinelediniz” dedi. Basın salonunda, pek çok Avrupalı gazetecinin yanında. Monaco Otomobil kulübü başkanı, aynı zamanda Belediye Başkanı, bana bir şilt verdi. 56. Monte-Carlo Rallisi yazıyor üzerinde. Sadece yarışçılara verirlermiş. Ertesi ay Echappement dergisinde benimle ilgili bir yazı yayınlandı. Hala saklıyorum dergiyi…

Beni o akşam karda mobylette’le bırakmamak için François Baudin adlı gazeteci yanına aldı. Onu orada tanıdım. Sonra yıllarca OTOMOBİL Magazin’in Fransa temsilciliğini yaptı.
O da bir ilkti. Bir Fransız Türk dergisinde yazarlık yapıyordu. Fransa temsilcisi olarak…
Ben bunları yaşarken eski Rallicilerden, şimdi iş adamı Bolu ve Kemer-Göktürk‘teki OUTDOOR aktivite merkezi MOUNTRAIN’in sahibi Ömer Tümay asker. Bölüğün Gazete bayinde görmüş dergiyi, satın almış. Yazıyı okuyunca gülmeye başlamış. Askerden dönünce: “Hem çok güldüm, hem de o sayı başucu kitabım oldu. Okudukça hasret giderdim” demişti. Hala bazen “oğlum o anıları bir daha yaz” deyip durur.
Tıpkı dün gibi…

O rallide Monte-Carlo’da tanıdım ünlü rallicileri… 2006’da, Fransızca bildiğim için Federasyonun görev verdiği, Rally D’Orient’te karşılaşıp, yıllar sonra el sıkıştığım, beni görünce, “Sen miydin o mobylette’li gazeteci?” diyen Bruno Saby’i, Alain Oreille’i. Türkiye’deki ilk WRC’de Antalya dağlarında yıllar sonra karşılaşıp, o yıllarda söylemekten utandığım, ama bu kez dudaklarımdan dökülüveren “o yıllarda ben sana aşıktım.” deyiverdiğim Michelle Mouton’u… Monaco’nun arkasına tırmanırken turbosunu yakan Timo Salonen’i, o yarışa girmediği halde, Paris-Dakar’dan döner dönmez gelip yarışı izleyen Ari Vatanen’i… Ve… Bunların hepsiyle yapılan ve OTOMOBİL Magazin ’de yayınlanan özel röportajları… “Yarış Benim Hayatım…” yani Vatanen’in “Race is my life”, kitabının başlığından esinlenerek, yayınladığımız röportajları.

Tıpkı dün gibi…
O yarışın ardından, yurt dışındaki ilk uluslarası otomobil Lansmanına katıldık Türkiye’den… BMW üç serisi kasa değişimi. Yer Portekiz, Faro bölgesi… Hıncal Uluç Ağabey de var grupta. Yıl 89. Biz de test nasıl yapılır pek bilmiyoruz… Otomobile bindim Faro dağlarında gidiyorum. Tam gaz… Hıncal Ağabey arka koltukta oturuyor… Yanımda Galip Bilgin… Galip kustu… Otele dönüp onu bıraktım… Bir ay sonra Hıncal Ağabey’in Genel Yayın Yönetmenliği yaptığı Erkekçe Dergisi’nde yayınlandı. “BMW gibi lüks bir otomobilin deriden imal arka koltuğunda insanın poposu terler mi? Eğer Hakkı Tolunay kullanıyorsa terler.” yazıyordu Hıncal Ağabey.

Tıpkı dün gibi… Ama 30 yıl önceden…
Camel Trophy izlerken, hakem resmi çekmek için daldığım Afrika ormanlarında kayboluşumu… Sonra göğsümdeki Trophy pinlerini verip, ellerindeki mızrakları aldığım, belden aşağısını iki bez parçası örten, iki Tanzanya’lı yerliyi nasıl unutabilirim?.. Kulakları çınlasın Cem Tokyürek. “Oğlum beni niye bıraktın, beklemedin” deyince… “Hakkı abi işini bilir, başka bir ülkenin Land Rover’ına binip gitmiştir” diyen Cem’i… Hepsi bu 30 yılki sayılardan birinde vardı.

Tıpkı dün gibi…
Ölümünden iki yarış önce, İspanya GP’sinde antremanlarda sakatladığı kolunu, basın toplantısına gitmek üzere merdivenlerden çıkarken dikkatini çekebilmek için sıktığım ve önce kızan, sonra başındaki şapkasını imzalayıp bana veren Aytron Senna’yı… Unutabilir mi insan…
O da özel bir röportajla bu 30 yıl içindeki sayılardan birinin sayfaları arasında yerini alanlardan.

Tıpkı dün gibi… 30 yıl içinde…
Ben bu dergiyi yayınlamaya başladığımda 35 yaşındaydım. Şimdi 65… Artık bir Otomotiv sektörü oluştu 30 yıl içerisinde… Tabii… Bu sektörün gazetecileri de var… Ve… Ben bunların ağabeyiyim…Hatta Otomotiv Yazarları derneği bile kurduk benim başkanlığımda. Bu da bir ilk.

Eğer ben eskilerden bir şeyler anlatıyorsam “yıl 1989” diyerek başlıyorsam konuşmaya.
“Hakkı abi Ford T nin lansmanından beri vardı. Abi sen buharlı gemiyle kaç ayda gittin Amerika’ya Ford T lansmanına…” Diye takılırlar… Ve sonra hep birlikte gülüşürüz.
Neyse ama, beni bulamadığınız yerde, bir klonumu bıraktım. Doğan Kabak, lansmanlarda ben yokken taklidimi yapıp, beni aratmıyormuş.

Bu lansmanlar çok keyifli olur. Zaman zaman sabah gidilip, akşam dönülen yurt içi veya yurt dışı seyahatleri de olsa… Bazen günde 4 uçak değiştirip 11-14 saati havaalanları ve uçak koltuğunda geçirsek ve çok yorulsak da… Onlarla birlikte, birkaç saat bile geçirmek bana keyif verdiği gibi ruhumu da gençleştirir…

Lansman dedim de aklıma geldi… 2-3 yıl once İzmir’e Gaziemir’e indik… Otobüsle havalanına yakın, Sevilen Şarapları’nın restoranına geçtik. Sabah kahvaltısından sonra basın toplantısı, ardından Chrysler C 300’lere bindik. Yanımda Gültekin Kara var. O sıralar Akşam’ın Ekonomi Müdürü. Araçların arasında bir tane 6.1 lt V8 Hemi makinalı var 430 hp gücünde. Onu aldım. Aydın Otobanı’nda gidiyorum. Bir ara yol boşaldı. Yaklaşık 5-6 km ileriyi görüyorum. Gazı yokladım. İbre bir anda 260’ı gördü. Ayağımı gazdan çektim. Bu ivmeyi vermeden once orta şeride geçerken, şeritleri birbirinden ayıran çizgilerin arasındaki reflektörlerden biri çıkmış, çivisi lastiğe girmiş. Birden otomobilin arkası hafif bir titremeyle sarsıldı. Gültek “Abi lastik patladı. Yavaşla” dedi. Farkındayım lastiğin patladığının. Ama fren yapamazsın. Araba savrulabilir. Oysa son derece dengeli gidiyor. O sırada sağ dikiz aynasından göz ucuyla, aracın taban lastiği fırladı. Öyle gidiyoruz… Yavaşlayarak… Ama hala frene basmıyorum. Otomobilde en ufak bir dengesizlik yok hala… Arkadan bizi takip eden servis 15 dakika sonra yetişti. Lastiği değiştirdik… Yola devam… İşte bu da böyle yaşanan tehlikeli ilklerden biri…
Akşam Mehmet Ali Kantarcı geldi yanıma yemekten sonra. O sıralar Dünya Gazetesi’nde Otomotiv Editörü. “Ağabey ölümden döndün. Bunu kutlayacağız.” Peki nasıl? Tekila Shut ile. Bir yandan Melis Sökmen’i dinliyoruz şarkılarını söylerken… Başladık atmaya… Bir baktım Mali beşinciden sonra masanın altında…

İzmir deyince bir de Mahmut Hayırlıoğlu var hayatımda. İzmir pistinde Seat Cup yapılıyor. Saffet Üçüncü var o sırada yarışın organizasyonunun başında. Mahmut yeni bir fotoğraf makinası almış. Çok hevesli. Start alanının soluna yatmış. Az sonra start verilecek. Yanından geçerken “Mahmut burası sakat. Kalk şimdi biri üzerine çıkacak dedim.” Start verildi. Bir har gür, havada uçan birini gördüm. Toz toprak arasında yarış durduruldu. Kaza dediler. Koştum start alanına. Mahmut yerde yatıyor. Kendine geldi hemen sordu: “Ne oldu abi bana.” Ne olacak, Aytaç Biter start sırasında itiş kakış sırasında, yoldan çıkıp, Mahmut’u uçurmuş. Bu kötü bir anı… Ama, sonra İzmir’den Mahmut’la Ambulansla bir dönüşümüz var. Kahkahalar içinde. Yıllarca konuştuk. Bir de lansmanlarda ameliyatla araç kullanamadığı için, testi bana yaptırdı yıllarca.

Tıpkı dün gibi… 30 yılın içerisinde…
Daha neler neler…. Var…
Bu yıllar içerisinde bir arkadaşımı Bedri Zenginkuzucu’yu, sevgili kardeşlerim Ömer’le Berk’I kaybettik. Özlüyoruz onları.
Yarış camiasından Renç’i, Lemi’yi, Rallicilerin Mazhar abisini.
Oto Show dergisinin yazı işlere müdürü Semih’i. Rahmetle anıyoruz.
Geçirdiği kalp krizi sonucu yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 21 Ocak 2016günü hayata veda eden ünlü işadamı Mustafa Koç’u unutmak mümkün mü? Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Vehbi Koç, Koç Holding’in 3. Kuşak üyesidir. Ama ondan da öte, birlikte yarıştığımız 5 otomobilli ralli takımından arkadaşımdır. Ta ki dedesi rahmetli Vehbi Bey, geçirdiği yarış kazasından sonra “Arabalarla oynayacaksan, git de fabrika’dakilerle oyna” diyene kadar.

Otomobil’e ve otomobil sporlarına yaptığı katkıları nasıl unutabiiriz.
Biz OTOMOBİL Magazin dergisi çalışanları, bu 30 yıl içerisinde ve ÖZEL sayısında, birer otomobil ve otomobil sporları tutkunu olarak kendimiz için nasıl bir dergi hazırlanmasını istiyorsak, öyle bir dergi hazırladık sizlere.
İşte 30 yılda bunlar vardı…
Çoğu da bir ilkti…

Tıpkı dün gibi…
Ama, 30. Yıl Özel Sayısının sayfalarına 30 yılın özetini sığdırmaya yetmez… Burada, kendi anılarımdan bahsettim biraz fazlaca. Ancak bu anılar, röportajlar, yorumlar, birer birer derginin sayfalarına yansıyanlar…
500 sayfa da olsaydı, yine de sığdıramazdık gerçekleşenleri.Inşallah bir kitabın sayfalarına sığdırım bu anıları…

Hatamız eksiğimiz varsa affola…

PAYLAŞ